Biricik kardeş, uyku tutmadı. Ben de yatakta dönüp durmaktansa kalkıp bir şeyler yazayım dedim. Hatırlarsın belki, çok eskiden, daha genç bir kızken de ne zaman canım bir şeye sıkılsa, kendimi kötü hissetsem günlüğüme sarılırdım. Yazmanın iyileştirici gücünü unutmuşum. İyi ki var bu blog. Sayende yazmanın sihrini yeniden hatırlıyorum. Kelimeler parmak uçlarımdan ekrana aktıkça içim temizleniyormuş gibi geliyor.
Bugün ofisteki son günümdü. Ayrıntılara çok fazla girmek istemiyorum. Tek söyleyebileceğim zor olduğu. Artık hayatımın parçası haline gelmiş olan odamı, masamı toplamak, yıllardır alıştığım işimi, arkadaşlarımı, geride bırakmak hiç de kolay olmadı. Gözüme dolan yaşları birkaç kere geldikleri yere geri gönderdim ama sevdiğim kişilerle vedalaşma faslı gelip çattığımda yanaklarımdan aşağı süzülmelerine engel olamadım. Benim gibi ayrılan birkaç kişi daha vardı. Hepimizin paylaştığı ortak duygu üzüntü, hayal kırıklığı, öfke ve gelecek korkusuydu. Yüzlerinden okuyabiliyordum. Arabaya nasıl atlayıp eve kadar sürdüğüm meçhul. Yol boyunca zırıldayıp durdum. Ama köprüye yaklaşırken biraz toparladım kendimi. Müziği açarken, yüksek sesle, “Adam sen de!” dedim. Sonra kendi kendime gülmeye başladım. Alfred Müller geldi aklıma. İnsan zihni ne tuhaf. Olmadık zamanlarda olmadık şeyler geliyor insanın aklına. Hatırlar mısın, küçükken çok sevdiğimiz, defalarca okuduğumuz bir kitap vardı: “Bir Çalgıcının Seyahati.” Alfred Müller ile Friedrich Schüller’in başına gelenleri düşündüm. Onların deyişiyle, pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeylerle uğraşmak zorunda kalmışlardı. Ne çok gülerdik okurken… “Adam sen de, Feraye!” dedim. “O ne biçim lakırdı? Yaşlı kadın gibi neler kuruyorsun kafanda!” Sonra gülmeye devam ettim. Keyfim biraz yerine gelir gibi oldu. O anda radyoda eskilerden bir şarkı çalmaya başladı. Ajda Pekkan’dan “Hoş Gör Sen”. Eve varıp arabayı park edene kadar nakaratı yüksek sesle söyleyip durdum: “Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi? Şu kısacık ömürler yeter mi?”
İyi ki varsın. Sen olmasan ne yapardım… Son yazdıklarını yeniden okudum biraz önce. Sağol. Bana güç veriyorsun. Belki de bazen gerçekten Polyanna gibi olmak gerek. Belki de gerçekten her şerde bir hayır vardır. Belki yıllar sonra geri dönüp baktığımda her şeyi bambaşka bir perspektiften görecek ve iyi ki böyle olmuş, yoksa şunları, şunları yapamazdım diyeceğim. Her gün insanların başına türlü şeyler geliyor. Kimi yabancı bir memlekette uçak kazasında ölüyor, kimi cinayete kurban gidip bir çöp kutusuna atılıyor, kimi her gün ciğerlerini mahveden bir kot pantolon atölyesinde ölüme biraz daha yaklaşıyor, kimi mutsuz ve tatminsiz hayatını telafi emek için başladığı uyuşturucu yüzünden kendini hapiste buluyor, kimi trafik kazasında sakatlanıyor, kimi aldatılıyor, terk ediliyor, hastalanıyor. Bir tek bugünü tam olarak biliyoruz. Yarın hepimiz için meçhul. Kim demiş hatırlamıyorum ama yaşam belki gerçekten de biz geleceğe dair planlar yaparken başımıza gelen şeydir. O yüzden kendimi harap etmeyeceğim. Etmemeliyim.
İlk başta birkaç gün fazla bir şey yapmadan oturup, biraz sakinleşip dinleneceğim. Harekete geçmeden önce panik duygusundan tamamen kurtulmalıyım. Son yıllarda çok yorulmuşum. Şimdi daha iyi anlıyorum. Deli gibi bir koşuşturmanın içine hapsettim galiba kendimi. Etrafımda akıp giden hayatı fark etmeyi unuttum. Biraz kendimi dinlemek istiyorum. İş başvurularına fazla zaman geçmeden başlasam iyi olur ama önce biraz da asıl yapmak istediğimin gerçekte ne olduğuna emin olmak istiyorum. Küçülmek, hayatımı sadeleştirmek istiyorum. Biliyorsun kimsenin bilmediği, yalnızca senin bildiğin bir hayalim vardı. Tığla, şişle, yünle, kumaşla bugüne kadar işi olmamış ablan, için için elleriyle bir şeyler yapmak, farklı malzemelerle birtakım şeyler tasarlamak istiyordu bir zamanlar. Belki bir kursa giderim. Bambaşka bir alanda kendi ufak el işi tasarım işimi yapmaya başlarım belki. Belki bir yandan da evden kendi mesleğimle ilgili serbest danışmanlık hizmeti veririm. Aklıma bir sürü şey geliyor. Yapmak istediğim şeylerden biri de sabahları sahile inip Göztepe’den Fenerbahçe balıkçı barınağına kadar yürüyüp dönmek. Ya da koşmak. Yıllardır hep isteyip de zaman bulamadığım şeylerden biri.
Evle ilgili teklifin için sağol. Bunu düşünebilirim. Dediğim gibi önce biraz küçülmeliyim. Arabayı bir an önce satmayı düşünüyorum. Böylece kredi borçları, okul ücreti filan gibi işleri halledip biraz zaman kazanabilirim. Bu evden kesinlikle çıkmam gerek. Kirası artık epey yüksek gelecek. Ne güzel! Aynı apartmanda olursak bir sürü şey yapabiliriz. Bahar da geliyor artık. Balkonda keyif kahvaltıları yaparız. Ama ikimiz de o daireden bir miktar para alıyorduk. Senin için o paranın ortadan kalkması sorun olmayacak mı? Bunu iyi düşünelim. Ama fikir olarak harika. Dediğin gibi, sen bir ağızlarını ara. Ben de ona göre son bir taşınma hazırlığı yapayım
Bu defa taşınırken çok şeyi geride bırakacak ve hafifleyeceğim. Hayatımın bahar temizliği… Buna ihtiyacım var. Seni çok seviyorum.
Feraye
Beni de uyku tutmadi dolaniyordum ortalikta, derken ayagim takildi bir yerlere, nasil dustugumu anlayamadan dustum sitenize..
Kisisel yazilara pek merakli degilimdir ve okumam normalde. Ancak yazilarinizda gercekten bir seyler var ki takilip kaldim! Samimiyet,sevgi,sicaklik olsa gerek bir kismi.. Son gunlerde yasadiklarinizla dertlendim, gecenin agarmaya baslamasiyla uyumamis olmamin stresi iyice artti fakat uyumaya calisirken hala bu yazilarda ne oldugu meraki zihnimi kurcalayacak biliyorum..Tebrikler,basarilar,mutluluklar….
Beğendiğinize çok sevindim. Yaşadıklarımızı yazıya döküp İnternet üzerinden paylaşmak ilk başta bana garip bir fikir gibi gelmişti. Ama şimdi buraya yazmayı çok seviyorum. Yazmak, geçirdiğim bu zor günlerde ilaç gibi geliyor. Umarım sizler de bizim yazarken aldığımız keyfi, yazdıklarımızı okurken almaya devam edersiniz.