İKİ KIZ KARDEŞ

‘Popüler Kültür’ Kategorisi için Arşiv

Birkaç ilginç haber…

In Haber, Popüler Kültür, Yaşam, İnternet on 28/03/2009 at 10:30

Geçenlerde internette gezinirken bir siteye rastladım: www.fikiratolyesi.com

Sitedeki bir başlık dikkatimi çekti: “Faili Meçhul Kıyak”. Fikir çok ilginç ve eğlenceliydi. Tam “Bunu ben de duyurayım, duyurmakla kalmayayım, yapayım,” diye düşünüp dururken geçen hafta Haber Türk Gazetesi’nin eklerinden birinde “Faili Meçhul Kıyak” yapıcılarıyla ilgili bir yazı okudum. Duyan zaten duydu; duymayanlar da bir de benden dinlesin.

Efendim, iş çok basit: Önce kime nasıl bir iyilik yapacağınızı düşünüp buluyorsunuz. Bu planlı bir şey de olabilir, anlık da. Sonra bu iyiliği kimseye çaktırmadan yapıp, sessizce olay mahalinden uzaklaşıyorsunuz. Bu kadar basit!!! A bir de Fikir Atölyesi’nin ilgili sayfasındaki kartvizitten de bol miktarda bastırıyorsunuz. İyilik yaptığını yerde bir tanecik bırakıveriyorsunuz. Oldu bitti!

kiyak_sidebar

Unutmadan, ben de ilk gizli saklı iyiliğimi geçenlerde yaptım!  Bizim bitişik blokta yaşayan emekli bir teyze var. Kendisi çiçeği, börtü böceği pek sever. Zaten bunu balkonuna bakınca anlıyorsunuz. Bu mevsimin çuha çiçeklerini çoktan dikti. Sardunyaları tomurcuklanmaya başladı bile. Bir kenarda henüz kuru dallardan ibaret olan, ama yaz geldi miydi balkon duvarını mora boyayacak begonvili duruyor. Balkon dışında duvarın dibinde hanımeli… Ben de gizlice gittim, balkonun kenarına üç güzel sümbül bıraktım. Mor, pembe ve beyaz…

www.fikiratolyesi.com/2009/02/27/faili-mechul-kiyak/

***

İnsan blog işine girince sağa sola bakınmaya başlıyor, “Bakalım millet neler yapmış?” diye. Ben de doğam gereği meraklı bir tipim. Başladım internette gezinmeye. İşte bu da bulduğum bloglardan biri: www.elmaaltshift.blogspot.com Çok da tanınmış bir blogmuş galiba. İlgileneceğini düşündüğüm birkaç arkadaşıma bahsettim. Hepsi de zaten biliyormuş. Aslı yine geç kaldın!!! Bu arada adresleri yenilenmiş. Artık http://elmaaltshift.com adresine taşınmışlar. Güzel reklamlar, çizimler, resimler… Hoşça vakit geçirmelik…

***

Son şekerlemem şu adreste: www.simonhoegsberg.com/we_are_all_gonna_die/slider.html

Bu linki tıkladığınızda çok ilginç bir fotoğrafla karşılaşıyorsunuz. Adı “We’re All Gonna Die” (Hepimiz Öleceğiz). Fotoğrafın ilginç yanı 100 m uzunluğunda olması ve içinde 178 insanın yer alması… Fotoğrafçı Simon Høgsberg 20 gün boyunca her gün Berlin’deki Warschaur Caddesi’ndeki demir yolu köprüsüne gitmiş. Fotoğraf makinesini hep aynı noktaya yerleştirmiş ve oradan geçen insanları görüntülemiş. Sonra da bu ilginç fotoğraf ortaya çıkmış. Fotoğrafçı amcanın sitesini de incelememezlik etmeyin. Benim ilgimi çeken projelerinden birini New York’ta gerçekleştirmiş. Høgsberg yoldan geçen insanları çevirmiş ve onları durdurmadan hemen önce ne düşündüklerini sormuş. Sonra da hoooop, deklanşöre basmış: www.simonhoegsberg.com/faces_of_new_york/index.htm

İyileştim, bomba gibiyim!

In Kişisel Gelişim, Popüler Kültür, Sağlık, Yaşam on 19/03/2009 at 17:57

Sevgili Günlük,

Seni günlerce bir kenara bırakıp ilgilenmediysem bir nedeni var: Fena halde grip oldum! Ama artık iyiyim. Grip virüsüyle dans etmeye başladıysanız veya şifayı her an kapacakmış gibi hissediyorsanız işte size birkaç reçete:

• Bal, karabiber, limon, ılık su: Göğsü yumuşatmaya birebir.

• Ballı zencefilli süt

• Hastaların her daim dostu: Sevgili adaçayı ve biricik ıhlamur… Ama sakın kaynatmayın. Bir fincana ya da demliğe bir tutam bitki, üzerine kaynamış su dökün. 5 dakika demlensin. Bu bitkileri kaynatınca yararlı değil zararlı oluyorlar.

• Bir tutam sevgi, bir parça şefkat, abla elinden çıkma sıcak çorba… E daha ne olsun?!

***

Sevgili ablacım Feraye, hayattaki stresle mücadelede sana bol şans diliyorum. Çok güzel bir liste yapmışsın. Ben de naçizane, bu listeyi kendimce yorumlamak isterim. Bakalım bana ne kadar uyuyor?

1. Stres yaratan unsurları tanımla: Eh, çok zorlanmam sanırım. Ama on taneyi de bulacağını sanmam.

2. Gereksiz sözler vermekten kaçın: Ne tür sözler olduğuna bağlı. Genelde verdiğim sözü tuttuğum için, gereksiz bir şey kalmıyor geriye…

3. Asla erteleme: Ooo, ertelemek benim göbek adım. Neyi tam vaktinde yaptığım görülmüş? “Hemen şimdi yap!” kuralı mı? Bu, paçalarımın daha fazla tutuşması ve stres listeme yeni bir maddenin eklenmesi demek!

4. Düzenli ol: Ha, ha, ha!!! Keşke düzenleyeceğim şeyler seninki gibi sadece çalışma masam ve e-posta kutumla sınırlı kalsaydı…

5. Geç kalma: Yok, bak bunu yapmam işte. Asla geç kalmam. Bu arada bir yere yetişirken ne kadar sık saate bakarsam o kadar geciktiğimi fark ettim. Saatsiz çıktığımda hep erken gidiyorum. Saat stres kaynağı olabilir mi?

6. Kontrolü gevşet: Hiç işim olmaz. Nefret ederim kontrolden. Zaten fazlasıyla gevşek biriyim. “Kontrol delisi” ablam bunu iyi bilir.

7. Aynı anda birden fazla şeyi yapmaya çalışma: Bayılırım bir sürü şeyi aynı anda yapmaya. Aynı anda birkaç kitap, aynı anda birkaç yemek…

8. Enerji kaçaklarını engelle: Hımm, bunun üzerine bir düşüneyim. Bir yerlerde bir kaçak var, ama daha çözemedim.

9. Zor insanlardan uzak dur: Nam-ı diğer Ruh Emiciler! Evet, evet, istemiyorum öylelerini etrafımda. Mutluluk sömürücüleri sizi!

10. Hayatını basitleştir: Bu güzel bir konu. Ferayeciğim’le de bu aralar çok konuşuyoruz bu konuyu. Bazen bir kenarda unuttuğumuz eski fotoğraflar bile insanın sırtında gizli gizli yük oluyor da farkına varmıyoruz.

11. Hayatının her anını planlama: Ne zaman yaptım ki bunu? Bu “kontrol meraklıları”nın işi. Onlar hayatı da kontrol etmek isterler.

12. Yavaşla: Benim için mümkün mü? Ben yavaş yürümeyi bile beceremem.

13. Yardım et: Güzel. Yardım etmeyi severim. Elimden geldiğince…

14. Gün boyunca gevşe: Ben zaten bulutlarda gezen biriyim. Benden daha gevşeği var mıdır acep?

15. İşini bırak: Hadi canım. Bu devirde? Dalga mı geçiyorsun sen? Süper Loto’yu da tutturamadım zaten…

16. Yapılacak işler listeni sadeleştir: Her gün bir iki önemli iş mi? Zaten ona anca yetişiyorum. Daha ne olsun?

17. Egzersiz yap: Eh, bu da yapmadığım şey değil.

18. Sağlıklı beslen: Bu da tamam. (Kimi akşamlar kızarttığım patatesleri saymazsak!)

19. Şükret: Şükretmek önemli. Hayatımdaki her güzel şey için şükrediyorum her gün.

20. Zen tavrını benimse: Tüm bu listeyi gerçekten yaptığım gün Zen’le iç içe olduğum gündür. Eh, uğraşmaya değer. Bakalım, neler getirecek tüm bunlar bize?

Sevgiler,

Aslı

Hayatımdaki Stresten Kurtulmanın 20 Yolu

In Kişisel Gelişim, Popüler Kültür, Sağlık, Yaşam on 19/03/2009 at 08:22

Anlaşılan çok yoğunsun. Şirkette işler yine başına mı yığıldı? Yine o çılgın dönemlerden birinde olmalısın. Baksana neredeyse bir hafta olmuş ben yazımı yazalı ve senden daha haber yok. Blogumuzu takip eden arkadaşlarım nerede artık yeni yazı diye hayıflanmaya başladılar. Galiba bir okuyucu grubumuz oluşmaya başladı :)

Madem senden ses yok, ben de bu aralar okuduğum pek çok şeyden birini seninle paylaşmaya karar verdim. Benim hoşuma gitti ama bakalım ne kadarını hayata geçirebileceğim…

Okuduğum İngilizce bir makalede stresi hayatından çıkarıp atmak için 20 basit öneriden bahsediliyor:
1. Stres yaratan unsurları tanımla: En önemli adım bu. Gün içinde stres yaratan şeyleri oturup yazacağım. “İlk 10” listesi oluşturacağım.
2. Gereksiz sözler vermekten kaçın: Bu biraz cesaret ve katı olmayı gerektiriyor.
3. Asla erteleme: Ah ne mümkün! “Hemen şimdi yap!” kuralını uygulamak gerek.
4. Düzenli ol: İnsan doğası gereği kaosa meyilli sanırım. Ama çalışma masamı ve e-posta kutularımı temizlemekle işe başlayabilirim.
5. Geç kalma: Geç kalmak beni fena geriyor. Belki her zaman 10 dakika erken davranmayı öğrenebilirim.
6. Kontrolü gevşet: Benim gibi gizli bir “kontrol delisi” bunda zorlanabilir. İnsanları ve durumları kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçmek gerek. Ve her şeyi kendim yapmak zorunda değilim. Ben de insanım.
7. Aynı anda birden fazla şeyi yapmaya çalışma: Bu günümüzde özellikle iş hayatında makbul bir özellik ama nereye kadar… İşlerin önce birini bitirip sonra ötekine geçmeli.
8. Enerji kaçaklarını engelle: Bazı işler ve bazı kişiler insanın enerjisini emiyor.
9. Zor insanlardan uzak dur: Onların kim olduğunu hepiniz biliriz. Hepimizin hayatında öyleleri var. Vampirler…
10. Hayatını basitleştir: İşte bunu çok sevdim. Bu aralar bunun üzerinde çalışıyorum. Durmadan maruz kaldığın haberler, dağınık odalar, ilişkini sürdürmek zorunda hissettiğin insanlar, ihtiyacın olmadığın halde satın aldığın şeyler…
11. Hayatının her anını planlama: Boş zaman gerek. Her an bir şey yapmak, tüm zamanımı planlamak zorunda değilim.
12. Yavaşla: Her şeyi yavaş yavaş yapmanın tadını çıkarmalı. Yavaş yiyeceğim, çevremi daha fazla gözlemleyeceğim.
13. Yardım et: Birilerine bireysel olarak veya bir kuruluş aracılığıyla yardım edebilmek ne güzel.
14. Gün boyunca gevşe: Gün içinde küçük nefes alanları yaratmalı. Kalkıp gerinmeli, su içmeli, hayal kurmalı.
15. İşini bırak: Ha ha ha! Bak farkında olmadan önerilerden birini yerine getirmişim bile :)   Yeni fırsatlar daima mümkün.
16. Yapılacak işler listeni sadeleştir: Her gün bir iki önemli işi halletmek yeterli.
17. Egzersiz yap: Kendimi daha iyi hissedeceğime eminim.
18. Sağlıklı beslen: Fazla yağlı veya şekerli şeyler yediğimde kendimi kötü hissediyorum.
19. Şükret: Olumlu düşüneceğim, sahip olduğum güzel şeyler için şükredeceğim.
20: Zen tavrını benimse: Hem hayatımı hem de yaşadığım ortamı yalınlaştıracağım, temiz ve düzenli tutacağım. Huzuru hayatımdan eksik etmemeye çalışacağım.

Tamamen stresten arınmış bir hayatın olabileceğini düşünemiyorum. Stres bazen de insanı ileriye götürebiliyor. Bazen adrenalin iyi geliyor. Ama inan ki şu aralar fazlasına ihtiyacım yok! :)

Feraye

Kürşat Başar’ı istemem, Saba Tümer olsun!

In Aile, Ev, Kadın-Erkek, Kitap, Popüler Kültür, Televizyon, Yaşam, İlişkiler on 12/03/2009 at 07:47

Vay canına! Sizin cenahta ilginç bir şeyler olup bitiyor anlaşılan… Sen benim gibi ilaca sarılmaktan pek hoşlanmasan da, çabuk ayağa kalkmak için antibiyotik kullan. Semptomlar antibiyotik bittikten sonra da devam ediyorsa, o zaman eyvah! Başın dertte demektir! Şu S.’yi pek merak ettim doğrusu. Onunla ilgili başka bir şey çıtlatmayacak mısın?

Bu aralar depresif bir ruh haline kolayca geçebileceğimi hissediyorum. O yüzden gün içinde sürekli bir şeyler yapıyorum, boş durmuyorum. Ben de bir kitap yazısı hazırlıyorum. Hangi kitap hakkında olduğunu şimdilik söylemeyeceğim. Sürpriz olsun…

Senin benim yazmamla ilgili fikirlerini okurken, aklıma bir şey geldi. Oldukça çılgınca ama. Bakarsın belki bir gün bütün bu yazdıklarımızı bir kitaba dönüştürürüz. Ama mektup ya da blog yazısı değil de, karakterlerin kendi ağızlarından anlattıkları bölümler şeklinde. Ya da bir dizi olur. Küçük küçük kitaplar. İnsanların çantalarına atıp orada burada okuyacağı eğlenceli şeyler. Mesela İki Kız Kardeş her kitapta yeni bir macera peşinde koşar. Yani buradaki gibi aklımıza geldiği gibi değil de başı sonu olan maceralar yazarız. Ne dersin? Ama yok, yok! Uçuk kaçık bir fikir bu. Yine de önümüzdeki gün ve aylarda başımıza sürükleyici bir romanı doldurabilecek şeylerin geleceğini hissediyorum… (Burada Alacakaranlık Kuşağı melodisi çalar: Du di du di du di du di!) Ya da çocukken hastası olduğumuz Afacan Beşler ve Gizli Yediler’in yetişkinlere yönelik versiyonu! (İki Kız Kardeş her macerada zencefilli kurabiye ve ançüezli sandviç yer!!!) :-) Ama Kürşat Başar’ın yemekli programını unut! Fransız salon adamı görünümüne bürünmüş ‘ev sahibi’ burnuna mandal takmış gibi konuşurken ciddiyetimi koruyabileceğimi, gülmeden durabileceğimi sanmıyorum! Ama Saba Tümer olabilir. Bak, ona hayır demem!

Bu arada, yukarıdaki kiracılarla konuştun mu? Benim bir an önce ev sahibime haber vermem gerekiyor. Bir ay önceden haber verme şartı var ya…

Şimdi gidiyorum. Hazırlanmam gerek. Aa, dün söylemeyi unuttum. Buradan yazayım bari. Hani Ahmet diye eski bir arkadaşım blogumuza rastlayıp bana yazmıştı ya. İşte bugün onunla buluşacağım! Meğer yıllardır Amerika’da yaşıyormuş. Üç haftalığına burada. Çok sevindim. Hani insanın görmese de hayat boyu unutmayacağı insanlar vardır ya. İşte Ahmet benim için  öyle biri. (Ayrıca bu blogu  takip ediyor. O yüzden saçma sapan bir yorumda bulunma sakın! :) )

Feraye

Haydi yaz yaz yaz!

In Aile, Popüler Kültür on 25/01/2009 at 21:40

Niye kızayım Aslıcık! Dediğin doğru. İki inatçı keçi olsak da birbirimizin en yakın dostuyuz aynı zamanda. Yıllar geçtikçe, yaş ilerledikçe insan kalbine en yakın olanların değerini daha iyi anlıyor… Tamam, tamam, yine beni ciddileşip derin düşüncelere dalmakla suçlayacaksın. Ne yapayım, ben böyleyim işte! Senin gibi her daim neşeli ve umut dolu olamıyorum.

En iyi sen biliyorsun. Bu son yaşadıklarımdan sonra yaşama sevincimi hepten kaybetmeye başlamıştım. Ama işte hayat devam ediyor. Her türlü zorluğa, soruna, engele rağmen… 2008 yılı hayatımın belki de en zor yılıydı. Ama 2009’un çok güzel olacağına eminim. İkimiz için de.

İyi ki buldun bu blog fikrini. İlk başta beni biraz irkiltti doğrusu. Ne bileyim, hayatımızı herkesin gözü önüne dökme fikri cesaret istiyor. Öte yandan, hem birbirimizle hem de diğer insanlarla paylaşacak o kadar çok şey var ki… Başladık bir kere. Ama yarı yolda çark edebilirim. Ona göre. Biliyorsun bazen katı kurallarımın ötesine geçemiyorum. Dur bakalım… Bir görelim neler olacak…

Ha, bu arada geçen gün ofiste olan bitenleri sana anlatmayı unuttum. Duyunca ağzın açık kalacak!

Feraye

Neden blog yazmaya karar verdim…

In Aile, Popüler Kültür on 25/01/2009 at 20:57

Öteden beri böyle bir şey istiyordum zaten. İnternetteki yenilikleri seviyorum. Oraya buraya bir şeyler karalamayı da seviyorum. Aklımda uçuşan düşünceleri bir yere aktarmayı da öyle… O halde “Neden benim de bir blog’um olmasın ki?” dedim kendi kendime. Bakalım düşüncelerimi insanlarla paylaşmak nasıl bir şeymiş? Eee, çağı yakalamak, popüler kültürün içinde olmak gerek!

Sonra bu fikri ablam Feraye’ye açtım. İlk başta pek de sıcak bakmadı. Ne de olsa başkalarına açık vermeyi sevmez kendileri. Ama sonra niyeyse kabul etti. Bunu ona sormak o sırada aklıma gelmedi. Bakalım buradan bana verecek, ikna edici bir yanıtı var mı?

Haa, bu arada Feraye demişken, kendisiyle pek sevişiriz. Benim biricik ablamdır. Ger gör ki, öyle her an canciğer kuzu sarması da olamayız. Zırt pırt kedi köpek gibi birbirimize gireriz. Bana göre ben haklıyım, ona göre de o… Yani köprüde karşı karşıya gelen iki inatçı keçi! Nasıl böyle olabiliyoruz, bazen şaşıyorum. Yıllarca bir arada yaşadık. Çocukluğumuz aynı mahallede, aynı arkadaşlarla, aynı oyunları oynayarak geçti. Büyüdükçe evden de, birbirimizden de uzaklaşıverdik. Bambaşka insanlar olduk. İnadım inat keçiler olabiliriz, ama bence içimizde hâlâ o iki küçük kız var. Tartışmalar ve zıtlaşmalar bir yana, ortak zevklerimizden çılgınca zevk almamızın en büyük nedeni o iki küçük kız bence!

Eh, ne yalan söyleyeyim, cumartesi akşamlarımı evde geçireceksem, televizyonda da güzel bir romantik komedi varsa, canım da şöyle güzel, yapış yapış bir kek ve çay istiyorsa, yanımda Feraye de olsun istiyorum. Canım ablacığım, iyi ki varsın. İyi ki blog’umun yan sütunundan beni dürtebiliyorsun. Düşündüm de, insanın huysuz ve inatçı da olsa bir ablasının olması gayet güzel bir şey. Kızdın mı? :)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.